Aleyna Ekinci – Adalet İçin Don Carleone’ye Gitmeliyiz
İsimleri farklı, işlevleri aynı Corleone’lar yaratmaktan vazgeçtiğimiz zaman adaletin yerini bulmasına izin vermiş olacağız.
Adalet, adil olma hâli. Ahlâkî kalıplar çerçevesinde sırtlandığımız bir ödevdir diyebilir miyiz? Belki… Peki ya kim adalet ister, güçsüz mü? Platon, güçlünün güçsüzü yönetmesini tabii olan yönetim olarak görmez. Ona göre tabii yönetim, bilge olanın bilgisiz olanı yönetmesi ve dolayısıyla aklın hükümran olmasıdır. Çünkü zorbalıkla uygulanan kanunlar adil bir yönetim olamaz. Adaletle ve ikna ederek gönülden boyun eğenlerin yönetildiği kanunlar, tabiata en uygun olan ve dolayısıyla en adil olan yönetimdir.
Peki güçlü-güçsüz, bilge-bilgisiz olarak değil de günümüz cumhuriyetlerinde durum nedir? Kim sağlar adaleti? Şüphesiz hukuk. Peki kaynağı olan yasalara mı inancımız yoktur, yoksa işleyişe mi?
Adilliğin hüküm sürdüğü bir düzende yaşamak tüm insanların ortak dileği olabilir mi? Zannetmem… Adalete olan inancımızı elimizden alan, adaletsizliğin karşısında herkesin aynı tarafta olabilme ihtimaline inanmayışımızdır. Şöyle düşünelim: Adalet bize eşitlik sağlar mı? Peki güçlüler eşitlik fikrine var mı? Şüpheli… Adalet isteyenler, adaletsizliğe haykıranlar bu çarkın dönmesinde nerede? Yoksa çark dönerken hipnoz olmuşlardan mı? Birileri bu sistemde hem çalıyor hem oynuyor; kanımca yazık…
Adalet, eşit fırsatlar sunmayı hedefleyen bir ütopya. Çarkı döndürenler için adaletin amaç olması, hedef olarak kalması iyi. “Adalet!” diye haykıranlara verebilecekleri bir emzik, işte hepsi bu. Adil olmak eşitlik midir? Peki eşitlik nedir? Eşitlik, özdeşlik ve aynılık değildir. Fırsat eşitliğidir aslında eşitlikten beklenti. Herhangi bir şeyin bireyler arasında dengeli bölüştürülmesi, en basit tanımıyla. Yine herkesin “tamam” demesine uzak bir tanım daha. E, çözüm? Ne yazık ki sistemin güçlüleri bir “bay bay”la aramızdan ayrılıverir hemen. Onlar, adil olmaya ulaşma ümidiyle “adalet” diye bağıranlara umut aşılayanlardır. Fazlası yok.
Adalet ise kutsaldır. Ve adalet hukuktadır. Elit kesimlerin elinde kıymetlenir, uygulanır. Devletten ve siyasi erklerden çok uzaktadır; öyle olmalıdır. Gücü mevkiyle, parayla, itibarla, dünyevi duygulardan beslenerek elde etmiş bir zayıflığın kaldırabileceği bir yük değildir. O sebeple adalet bekleyişimizde hukukun üstünlüğü ilkesi el sallar bize ufuktan. Aslında bize cevap olacak, susayışımızı dindirecek olan hukuktur; hukukun üstünlüğüdür.
Gelişmekten çok uzak toplumlarda ise durum farklıdır. Haberlerde haksızlığa uğramış birinin yardım çığlıklarını dinlediğimizde, seslendiği ismin mevki sahipleri olduğunu görürüz. Mevki ve güç sahiplerinden dilenerek adalet arayışında olan birinin isteği sizce adalet midir? Yarasını kapatacak birini arıyordur sadece ve bunu hukuktan değil, güçlüden diliyordur.
Güçlünün isteği de budur aslında. O, kimseye vermeyeceği bir adaletin hayalini satmaktadır. Cennetten ev satan papadan farksız değildir. Hiç vermeyeceği adaleti pazarlamıştır. Yarasını dindirmek için güçsüzlerin yakarışlarında ve yahut umudu satarak gücüne güç katanların elinde bir oyuncak olmuştur adalet. Hukuktan uzaklaşmış toplumlarda, kendi sorunu çözülsün isteyenlerin “adalet”i ağızlarına alarak dillendirdiği, dillendirdikçe adalet dağıttığını vadedenlerin güçlendiği bir tiyatro oyununa döner bu iş. Güçlüler güçlendikçe güçlenir, güçlenir, güçlenir…
Ya da sevinmeli mi? Evet, evet, sevinelim. “Adalet!” diye haykıranlar var ve yine sevinmeli miyiz: adaletin hayalini satıyorlar. En azından tiranlıktan uzaktayız. Şimdilik… Ne hoş.
Aleyna Ekinci

