Muammer Gül-Vurgun Yemek Yaşanmışlıkların Kısır Döngüsünde
Yarım asrında ömrümün ne şarkılar öğrendim,
gözyaşı, umut ve hasrete dair.
Dağların ardından inen gece,
iki dağın arasından doğan güneş;
sizlere bakıp bakıp
ümit tayflarından taçlar yaptım sevdiklerime.
Karıncalanmış bir namlu
ve pas tutmuş bir filinta hasreti benimkisi, ne yaparsın?..
Bir mühür olsun diye,
sabaha selam duran geceye,
arnavut kaldırımlarındaki at kestanelerini tekmeliyorum hayallerimde…
Vurgun yemek, yaşanmışlıkların kısır döngüsünde,
sanırım tam da böyle bir şey…
A h y a ş a n m ı ş l ı k l a r ! . .
Acılarımı bir gül gibi yakama iliştirdim,
Demir attım gecenin münbit koynunda bilmem kaç kere,
bir şiire,
satır aralarında avunmak istedim hece hece…
Sararmış fotoğraf karelerinde ne sörfler yaptım,
zaman ve mekânları aşan.
Baharlar gelsin diye cemre gibi düşmek istedim yüreklere,
süveydada bir parça umut,
zor günler için biriktirdiğim,
yürek kandilimin yağı tükenmek üzere…
Boyaları dökülmüş kirli duvarlarında avlunun,
bir klasik arabesk yankılanır:
“Batarken ufukta bir akşam güneşi…”
Kesişen hayatların yıllanmış durağında,
Ey Varlık Terbiyecisi, eyvallah!..
Zihin çöllerinde,
pinhani bir vaha bulabilmek, sığınılabilen,
meseledir yani…
Acılar damıtılır dizelerde,
uçan kuşları seyrederken maviliklerde,
sarkıtlı saçak altlarında nice dostluklar pekiştirilir…
“L’hiver sera fini”!
İ n ş a l l a h . . .
Muammer Gül

