Genel

Duru Güngör – Asfalt

Kararsız adımların eşiğinde kaldırıma döküldüm. Evet, isyan, bugün sarı çizgileri takip etmiyorum. Sarı ışıklı ticari bir aracı peşime takıyorum onun yerine. Tehlikeli düşüncelerimin şarjörü boş, belki de öyle olması gerekiyor içinde bulunduğumuz an. Hükümetçe başına ödül konulan toplumsal gerçeklik siste kaybettiriyor izlerini. Hızlanmak istiyorsan zamanı mekanla buluştur, beklemeden arka koltuğa kuruldum. 

“Nereye?” 

Ondan önce, ne için, niye; en önemlisi hangi yöne? Boşver işte, senin kendi istikametine çıkıyor hepsi, sadece yağmur sesini bastırmadan onunla iyi geçin. 

“Demiryolu, merkez istasyon.” Çember daralıyor. Çember dediğin merkeze eşit uzaklıktaki noktalar kümesi. Milyonlarca nokta benden ne istiyor, çözemiyorum. Eminim taksici de bu hevesle sürüyor. 

“Son tren 15 dakikaya kalkmış olur.” Geçmiş zaman ile geniş zamanı çorba etmezsek bize hiçbir şey olmaz. İstihbarat her kimin elindeyse şu an sıcacık çayıyla tren camlarının yansımalarında yerini alıyordur. Bir parşömen ya da 50lik banknot, yazılı olan her tür belge bana tanıklık edebilir bu merasimde. Yeter ki bir göreyim onu, bombardıman edeyim cebimde biriktirdiğim sorularla. “Hayırdır, niye bu kadar geciktiniz?” Ah, üzgünüm, çok yanlış sıralama… 

Kağıt paraları ön camdan fırlatıp kaçmak isterdim temassız kartın manyetik alanına takılıp kalmasam. Yolcu anonsları, istasyon düdüğü, birbirine etrafına konuşlanmış peronlar. Gece yarısı her türlü senaryo var, sanki kaybolanlar sadece kaosu yakalasa yeter de artar. Merdivenleri üçer beşer çıkarken kapanan kapıların üflemeli sesleri kalp atışlarıma karışıyordu. Hareket halindeki trenin arkasından koşmaya başladım, vagon fark etmeksizin kendimi atacaktım ki bir el omzumdan beni geri çekip tuttu. Hey, neler oluyor, demeye kalmadan “Kadere inanır mısın Neo?” 

“Ne, hayır, izlediğim filmleri tekrar izlemeyi sevmiyorum. Bir çuval inciri en kısa zaman diliminde berbat ettiniz, teşekkür ederim.” Siyah fötr şapkasının altında alaycı bir tavır seziyordum. “Aradığınız şeyin bende olduğuna inanıyorum.” Urgan ayakkabıları ve kırışmış takım elbisesiyle karşımda duran yabancı hiç de eşkale uymuyordu dahası buraya bile ait görünmüyordu. Elindeki çantadan bir cam şişe çıkardı. Biliyordum, şişenin içini yuva edinmiş o küçük buruşuk kağıt parçasındaydı tüm aradıklarım. 

“Sakin ol, bu sadece ucuz bir muadil, makul bir meblağ karşılığında senin olabilir. Ben de gitmem gereken yere erken gider birkaç bira deviririm ha, ne dersin?” Tekinsiz işler ve öğretilmiş çaresizlikler. Olası sonlarımı hesaplarken kulağıma yaklaşan birkaç rakamla bölündü denklemlerim. Bu resmen soygun, olmayan paramla her gün daha da soyuluyorum. Teklif cazip ancak fiyat fahiş geliyor. Pantolonumun kemer kısmındaki kabzada elimi gezdiriyorum…evet korktuğumuz gerçekleşiyor. 

“Hiçbir düşünceyi ileri sürme, piyonları gözet şahın aksine. Ortaçağ geri geliyor, yıkılan kalelerin arkasından dolan görünür köylere. Anlamların içi boşaltıldı, şimdi şehirleri tahliye etmenin tam zamanı. Yasaklı kitaplar aldım yanıma, bazen insan olmak için sıfırdan başlamak gerekir yarına.” 

Duru Güngör 

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments