Etem Bostanoğlu
Biz sizi 2021 yılında “Karmaşa” şarkısını çıkaran yorumcu, besteci, söz yazarı olarak tanıyoruz. Peki siz kendinizi nasıl tanımlarsınız, Etem Bostanoğlu kimdir?
-Etem Bostanoğlu, 1996 yılında İstanbul’da doğdu. Genel olarak müzikle uğraşmayı seven; müzik yapmayı, müzik üretmeyi, müzikle ilgili bütün ortamlarda olmayı seven bir yapım var diyebilirim. Genel olarak İstanbul Anadolu Yakası’nda takılıyorum, Avrupa Yakası’na geçmiyorum. Anadolu Yakası benim ruhumu besleyen bir yer, öyle söyleyeyim. Yılın belli bir bölümünde depresif, belli bir bölümünde gereksiz neşeli bir insanımdır. İnsanlarla kaynaşmayı, sohbet etmeyi, eğlenmeyi seven; kısaca anı yaşamayı seven bir insanım diyebilirim.
Müzik yolculuğunuz nasıl başladı? Müzikle yolunuzun kesişme hikâyesini bizle paylaşabilir misiniz?
-Aslında şarkı söylemeye ve enstrüman çalmaya çocukluğumdan beri ilgim ve merakım vardı. Açıkçası aile yapısından kaynaklı bunları ilkokul, ortaokul zamanlarımda çok tecrübe edinemedim diyebilirim ama lise yıllarımda önce nefesli enstrümanlarla uğraşmaya başladım. Klarnet ve saksafon çalmaya başladım. Piyano ile tanıştıktan sonra piyanonun kendi başıma şarkı ve beste yapabilme gibi bir imkân sunduğunu fark ettim. Aslında konuşarak insanlarla iletişim kurduğumda söyleyemeyeceğim birçok şeyi kendi kabuğuma çekilerek müzik aracılığıyla dile getirebileceğimi keşfettiğim bir zamandı. Enstrümandan bana gelen melodiyi duyup dinleyip onu kendime göre evriltmek bence çok daha tatmin edici oluyor. Spesifik bir isim söylemem gerekirse de beni en çok etkileyen sanatçı olarak İbrahim Maalouf’u söyleyebilirim. Trompetçidir aynı zamanda, kendisini gerçekten çok severim. “True Sorry” isimli bir şarkısı vardır, özellikle onu dinlemenizi şiddetle öneririm.
İlk şarkınız yayınlandığında neler hissettiniz?
-Ben genelde normal hayatımda çok heyecanlı bir insan değilimdir. İlk şarkımı yayınladığım zaman da çok heyecanlandım, çok mutluydum gibi bir durum olmadı. Çünkü zaten çevremde birçok sanatçı arkadaşım var, şarkı paylaşmak onlar için sıradan bir durum ve ben de onlarla haşır neşir olduğum, bu aksiyonun içerisinde olduğum için ilk şarkımı paylaştığımda pek heyecanlanmadım. Fakat şöyle bir hissiyatım vardı; bir şey üretip o üretimi doldurup bütün haliyle insanlara sunduğum zaman kişisel olarak bir tatmin duygusu hissettim açıkçası. Yani bu tatmin duygusu o şarkıyı 10 kişi de dinleseydi 10 milyon kişi de dinleseydi bu hissiyat tamamen içsel bir durum olduğu için pek bir değişiklik göstermezdi diye düşünüyorum.
Ben her şarkı paylaştığımda o şarkıyı insanlardan bir kişi bile olsa dinleyebildiği ve öncelikli olarak da başka birisinin dinlemesinden ziyade kendim bir parçayı bitirip kendim dinleyebildiğim zaman gelen o tatmin olma duygusunu seviyorum ve ilk parçam çıktığında da açıkçası bunu hissettiğimi söyleyebilirim.
Sizin için söz mü önce gelir melodi mi?
-Benim dikkat etmemden ziyade bence şu anda melodi, insanların kulağında sözlerden daha çabuk yer edinebilecek bir anahtar. Açıkçası söz kısmı sanatçının kendi iç dünyası ile alakalı bir durumdur. Beni çok etkiliyor mu sözlerin müthiş yaralayıcı ve vurucu olması, açıkçası etkilemiyor; yani buna cevap olarak melodi daha önce gelir diyebilirim.
Şu ana kadar çıkardığınız şarkılar arasında sizin için en özel olanı hangisiydi? Neden bu kadar özel?
-Bu soru sanatçılara sorulduğunda genelde “hepsinin yeri ayrı” muhabbeti olur ya, bende de öyle aslında. Yani hakikaten kendin yazıp kendin bestesini müziğini yaptığın için bir zaman sonra hep senin için özel oluyor. Ama soruya cevap vermem gerekirse benim için en özeli “Ölmek İçin İyi Zaman” diye bir parçam var, odur. Özel olmasının sebebini de tam olarak bilmiyorum ama ölme düşüncesi bence her insanın yaşı kaç olursa olsun özellikle 20’li yaşlardan sonra kafasında yer edinen bir düşüncedir. Ben de çok hayat dolu bir insan olmadığım için çokça gelip gidiyor bana. Onun haricinde 50-60’lı yaşlarıma geldiğimde ya da öldükten sonra arkamda “Ölmek İçin İyi Zaman” isimli bir parça bırakacağım için açıkçası mutlu hissediyorum. Gerçekten tam da hayatımın çok çok depresif bir döneminde yazılan bir parça olduğu için neşeli anlarımda da depresif anlarımda da geriye dönüp baktığımda en çok sarılmak istediğim parça “Ölmek İçin İyi Zaman” diyebilirim.
Sizde hikâyesi olan şarkınız var mı? Varsa bizimle paylaşabilir misiniz?
-Şöyle bir düşününce aklıma gelen havai fişeklerle alakalı çok fazla dalgasını geçtiğimiz bir parça var. Yılını net olarak hatırlamıyorum ama yılbaşı zamanıydı, herkeste yeni yılın coşkusu vardı ki ben nefret ederim özel günlerden. O sıralarda da yalnız yaşıyordum, yalnız yaşamak da farklı bir olay hakikaten. İntiharın eşiğine gidip gidip geliyorsun. Dedim ki kendime, “Bu yılbaşında kesinlikle hiçbir aktivitem olmayacak; eve gideceğim, perdelerimi kapatacağım, mumu yakacağım ve koltukta her gece olduğu gibi uyuyakalmayı bekleyeceğim.” Perdelerimi kapattım, mumu yaktım, derin bir sessizlik var. Hiçbir aktiviteye katılmamak bir yana çalan telefonların da hepsini reddediyorum. Annemin babamın aramalarını bile açmadım. O sırada bir anda evimin yakınından havai fişekler atılmaya başladı, evdeki o muazzam sessizliği bozdu. Evin içi bir anda rengârenk oldu, bir taraftan hâlâ havai fişek sesleri gelmeye devam ediyor falan. İşte benim de oradan türettiğim, sözleri “kafamın içinde havai fişekler patlıyor” tarzında bir şarkım vardı; hikâyesi olan bir şarkı olarak bunu söyleyebilirim.

Bazı şarkılar içinde bazı hikâyeler taşıdığı gibi yeni hikâyeler de yaratabilir dinleyenleri için. Nasıl bir his şarkılarınızla dinleyenlerinize hayaller kurdurmak?
-Ben, kendimce yaşadığım bir hikâyeyi şarkıya çeviriyorum. Birisi de bunu sahipleniyor ve orada kendine dair bir şeyler buluyor. Bu açıkçası zaten bu işi yapmamızın kendi tatminimizden sonra gelen başlıca sebebi diyebilirim. Benim yaşadığım duyguları kendisiyle bağdaştırarak, kendisiyle benzer bularak o şarkıyı defalarca kez dinleyip sahiplenmesi, o şarkıdan bir şeyler hissetmesi bence günün sonunda yaptığım işin en anlamlı hali aslında. Bu da beni tabii ki mutlu ediyor. Yani birisi şarkıyı dinleyip üzülüyorsa, ki ben üzülmekle de barışık bir insanım, üzülmesi de bence güzel bir şeydir. Duyguları güzel veya kötü diye ayırmıyorum açıkçası. O yüzden bu konuda gayet mutluyum diyebilirim. Eğer ulaşabildiğim kişiler varsa ve onlara güzel şeyler hissettirebiliyorsam bu benim için keyifli bir durum.
Yeni projelerinizden biraz bahseder misiniz?
-Şu anda yeni proje olarak bir EP üzerinde çalışıyorum. Dört tane birbirini tamamlayan parça olacak, onların iki tanesine klip çekeceğiz. İki klip için de sevdiğim ve güvendiğim bir yönetmen arkadaşımız var, ondan yardım alacağız. İlk klibin çekimini bitirdik zaten. İkinci parçada da İstanbul’da sahne hayatıma beraber başladığım arkadaşım Çağan Şengül’le bir düetimiz var. İlk düetim de onunla olacağı için ekstradan mutluyum. Bundan yaklaşık 8 sene önce İstanbul’da birlikte sahneye çıkmıştık onunla. O da şu an büyük bir kitleye ulaştı ve çok başarılı şarkıları var. Yani önümüzdeki 2 aylık süreç hem şarkı anlamında hem görsel açıdan klip anlamında bakıldığı zaman benim için dolu dolu bir süreç olacak. Güzel parçalar ve iki güzel klip geliyor diyebilirim kısaca.
Hayranlarınızla olan etkileşimleriniz nasıl? Onlardan gelen geri bildirimler müziğinizi nasıl etkiliyor?
-Şöyle ki genelde sosyal medya üzerinden olumlu veya olumsuz yorumlar geliyor. Oradan bir sohbet muhabbet hali olabiliyor bazen. Olumlu da olsa olumsuz da olsa karşıdaki insanın senin yaptığın işi değerlendirmesi bence güzel bir şey çünkü senin yaptığın işe vakit ayırmış, onu dinlemiş, onu sahiplenmiş ve kendince sana bir yorumda bulunuyor. Müzikle alakası olsun veya olmasın bu bence çok değerli bir şey. Hatta o yüzden, bu biraz benim genel yapımla alakalı, olumlu yorumdansa karşımdaki o parçamı dinleyen insanın olumsuz yorum yapması beni her zaman daha çok tatmin ediyor. Karşıdaki o bir şeyler aktaran insanın olumsuz düşüncesinin işi yapan kişinin gelişmesi adına alınıp değerlendirilmesi bence daha değerli çünkü. Yani yapıcı eleştiri, karşıdaki insan bunu doğru algılayabiliyorsa ve diğer insan da bunu doğru şekilde ifade edebiliyorsa bana göre olumlu eleştiriden her zaman daha makuldür.
Müzik kariyerinizin dışında kendinizi nasıl tanımlarsınız, ilgilendiğiniz başka sanat dalları veya hobiler var mı?
-Müzik dışında sanat anlamında çok yetenekli bir insan olduğumu söyleyemem. Yani sanat deyince direkt aklıma görsel sanatlar vs. gelir ve ben düz çizgi bile çizemem öyle söyleyeyim. Ama spora çok ilgiliyimdir. Tenis, basketbol, voleybol oynarım. Yüzmeye giderim. Bunlara ek olarak fanatik bir Fenerbahçe taraftarıyım. Futbola âşık bir insan olmama rağmen futbolla ilgili olumlu düşüncelere sahip değilim. Futbolun kitlelerin uyuşturucusu olduğunu düşünüyorum. Bir de Poker oynamayı çok severim onu da söylemeden geçemeyeceğim.
Gelecekte müzik kariyerinizde ulaşmak istediğiniz hedefler nelerdir?
-Misal olarak her sanatçı gibi ben de stadyum konseri tarzında büyük organizasyonlar yapmak istiyorum tabii ama bunlar biraz klişe cevaplar olduğu için o konulara çok girmiyorum. Ne var ki şöyle bir durum var: Ben kariyer olayından ziyade içsel mutluluğa inanan bir insanım. Açıkçası şu an yaptığım iş beni gerçekten mutlu ediyorsa bundan 50 sene sonrasında şöyle olsun böyle olsun şeklinde kendime gereksiz hedefler ve beklentiler koymayı sevmiyorum. Şu an yaptığım işte keyifliyim, mutluyum. 50 sene sonra ne yaparsam yapayım yine aynı şekilde mutlu olacaksam bu benim için yeterli. Kariyer hedefim mutlu olmak diyebilirim yani.
Bir gün boyunca başka bir ünlü ile yer değiştirebilseydiniz kimi seçerdiniz? Neden?
-Sanırım Neil Armstrong’un yerine geçmek isterdim. Ay’a ayak bastığı gün onun yerinde olmak isterdim yani.
Röportaj Direktörü
Aleyna EKİNCİ

